Analiz

Levent'ten Lagos'a: Üç Türk Fintech Şirketi Afrika'da Sessiz Sedasız Nasıl Bir Ödeme İmparatorluğu Kurdu

İstanbul'un finans çevresi iç cephedeki savaşlara odaklanırken bir avuç Türk ödeme şirketi, sahraaltı Afrika genelinde sessiz sedasız lisans alıp yerelleşerek piyasaya girdi. Rakamlar artık dikkatleri üzerine çekiyor.

Yazan: Fonkuşu Editörü · · 8 dk okuma

Lagos şehir silueti gün batımında

2019 yılının ilk çeyreğinde bir noktada, PayTR adlı küçük bir Türk elektronik ödeme şirketinden oluşan mütevazı bir heyet, iki bavul ve bir düzenleyici başvuruyla Lagos'a indi. Şirketin Nijerya'da yerel ofisi yoktu, yerel bankacılık ilişkisi yoktu ve Nijerya Merkez Bankası'nda tam olarak bir irtibatı vardı; bu tanışma da beklenmedik bir şekilde, Boğaziçi Üniversitesi MBA programının ortak bir mezunu aracılığıyla gerçekleşmişti. On sekiz ay içinde PayTR Africa, Nijerya Merkez Bankası'ndan (CBN) Ödeme Hizmetleri Sağlayıcısı lisansını almış ve Nijerya'nın orta ölçekli üç telekomünikasyon operatörüne yönelik mobil cüzdan yüklemelerini işlemeye başlamıştı. 2020 sonunda ise 14 milyar Nijerya nairası değerinde işlem hacmi gerçekleştirmişti. İstanbul'da neredeyse kimsenin haberi olmamıştı.

PayTR Africa'nın Nijerya'daki sessiz sedasız genişlemesi izole bir deney değildi. Başlangıçta Türk ihracatçıların Afrika para birimlerinde fatura tahsil etmesine yönelik kurulan sınır ötesi ödeme platformu FinBridge, Kenya ödemeler lisansını 2020 ortasında alarak Ocak 2021'de Nairobi'de üye işyeri hizmetlerini faaliyete geçirdi. Üçüncü şirket olan Ankara merkezli OdemePay ise 2018'den bu yana Güney Afrika'da Finansal Sektör Davranış Kurumu (FSCA) tesciliyle faaliyet göstermekte; başlangıçta Türk gurbetçi havale koridoruna odaklanmış, daha sonra yurt içi fatura ödemelerine yönelmişti. Bu üç şirket artık toplam yedi Afrika ülkesinde aktif düzenleyici lisanslar elinde bulundurmakta olup Haziran 2021'e kadar olan on iki ayda tahminen 420 milyon dolar eşdeğerinde toplam işlem hacmi gerçekleştirmiştir.

Bu rakamlar, Afrika'nın fintech devlerinin ölçeğiyle kıyaslandığında mütevazı kalmaktadır. Nijerya'nın ödeme unicorn'u Flutterwave, yalnızca 2020 yılında 16 milyar dolar işlem hacmine ulaştı. Hindistan'ın Paytm'i ile Çin'in Ant Group'u ise öyle bir ölçekte faaliyet gösteriyor ki Türk üçlüsü yanlarında yuvarlama hatası gibi kalıyor. Ama asıl önemli olan bu karşılaştırma değil. Türk fintech'lerinin Afrika'ya yönelik hamlesi, büyüklüğüyle değil metodolojisiyle dikkat çekicidir. Bunlar girişim sermayesinin körüklediği hızlı ölçeklendirme operasyonları değildir. Yerel ortaklarla ortak girişimler kurarak, neredeyse tamamen yerel yetenek havuzundan istihdam yaparak ve teknoloji altyapılarını her pazarın kendine özgü düzenleyici ve altyapısal gerçekliklerine uyarlayarak büyüyen, kârlı ya da kâra yakın şirketlerdir. PayTR Africa'nın Lagos ekibi 38 kişilik olup bunların yalnızca ikisi Türk uyrukludur. FinBridge'in Nairobi ofisi, Kenyalı geliştiricilerin inşa ettiği Swahili dilinde bir arayüz üzerinde çalışmaktadır. OdemePay'in Güney Afrika operasyonu, bir yönetici arama şirketi arayıp bulana kadar şirketten hiç haberi olmayan eski bir Standard Bank yöneticisi tarafından yönetilmektedir.

Bu yaklaşım, Çinli ve Hintli fintech'lerin kıtada uyguladığı stratejilerle bilinçli bir tezat oluşturmaktadır. Başta Ant Group bünyesindekiler olmak üzere Çinli ödeme şirketleri, Afrika pazarlarına genellikle ulusal hükümetler veya büyük telekomünikasyon holdingleriyle yapılan tepeden tabana anlaşmalar yoluyla, Çin teknolojisi, Çin sermayesi ve çoğunlukla Çin yönetimi getirerek girmektedir. Hintli fintech şirketleri ise, özellikle havale alanında, Doğu Afrika'daki geniş Hint diasporasını hazır bir müşteri tabanı olarak kullanmıştır. Türk şirketlerinin ise bu avantajların hiçbiri yoktur. Türkiye'nin sahraaltı Afrika'daki diasporası yok denecek kadar azdır. Ankara'nın diplomatik varlığı büyümekte olsa da Pekin'le kıyaslanamaz düzeydedir. Türk fintech'lerin elindeki şey ise döviz oynaklığıyla, kesintili dijital altyapıyla ve sıklıkla ve öngörülemez biçimde değişen düzenleyici çerçevelerle tanımlanan ortamlarda işleyen ödeme sistemleri kurma konusundaki kendine has uzmanlıktır; bu uzmanlık, belirtmek gerekir ki onlarca yıl Türkiye'de faaliyet gösterilerek kazanılmıştır.

Stratejik çıkarımlar üzerinde durmaya değer. Türkiye'nin finansal düzenleyicileri son iki yılın büyük bölümünü yurt içi ödeme piyasasını sıkılaştırarak, lisansları iptal ederek, sermaye gerekliliklerini artırarak ve genel olarak küçük fintech operatörlerinin işini zorlaştırarak geçirdi. Bu sıkılaştırmaların bir kısmı uzun süredir gerekliydi. Ancak aynı zamanda en girişimci Türk fintech kurucularının büyüme için dışa bakmasını teşvik eden bir yapı da yarattı; 1,3 milyar nüfusu, 19'luk ortanca yaşı ve Avrupa'daki tüm rakiplerini gölgede bırakan mobil para benimseme oranlarıyla Afrika ise en mantıklı hedef konumunda. Bu erken dönem bahislerinden birkaçı tutarsa Türkiye, küresel finansal hizmetlere en önemli katkısının, parlak kuleleri ve siyasi himayesiyle İstanbul Finans Merkezi değil; Lagos'ta, Nairobi'de ve Johannesburg'ta paranın nasıl aktarılacağını çözen, sessiz sedasız yetkin birkaç ödeme şirketi olduğunu keşfedebilir. Fintech alanında, ve Türkiye'de, daha tuhaf şeyler olmuştur.

Fonkuşu

Fonkuşu, Türkiye'nin fon sektörünü, fintek ekosistemini ve sermaye piyasalarını takip eden bağımsız bir yayın kuruluşudur. Haberlerimizin konularından ödeme almayız.

Bu Makaleyi Paylaşın

TwitterLinkedInE-posta

Hata mı gördünüz? Düzeltme gönderin.